Kasım 23, 2010
admin
”Şirketlerin yönetim şekilleri milletlerin başarısını, çalışanlarının ve müşterilerinin mutluluğunu belirler.”
Şirket, genellikle ”kar amaçlı faaliyet yürüten kuruluşlar ” olarak tanımlanır. Doğrudur, girişimcinin bir işe sermaye koyarak bir organizasyon oluşturma girişiminin temelinde ”kar etme”, yatırdığı sermayeyi büyüterek geri alma güdüsü yatar. Sınırları bu olan bir işveren, bu faaliyet sonucunda daha iyi giyinme, daha lüks evlerde oturma, son model arabalara binme gibi bireysel refah amaçları güder. Bunların yanına yaptığı işte başarılı olarak saygınlık kazanma ve daha fazla para ile güç sahibi olma beklentilerini ekleyebiliriz.
Ancak, bir işyerinin patronu ve tüzel bir kişilik olarak şirket bilincinde olunsun ya da olunmasın daha fazla sonuçlar ve etkiler oluşturur. O sebeple, gerek işveren gerek ise şirketi oluşturan diğer çalışanlarda en geniş anlamıyla hem bireysel rollerini hem de şirketlerinin tüzel bir kişilik olarak oynayabileceği rolleri en geniş çerçevesiyle kavramak ve bilincini oluşturmak sorumluluğu taşırlar. Aksi takdirde, şirketin ve sürdürdüğü faaliyetin olanaklarından maddi ve manevi olarak yeterince yaralanamazlar. Şirketin sürekliliğini de sağlayamazlar. Bu bilincin oluşmadığı bir şirket de, toplumuna ve insanlığa yeterli katkı sunamadığı gibi yük olma ve zarar verme durumuna düşebilir.
Bu sebeple, bu konuyu biraz daha açarak tartışmanın faydalı olacağını düşünüyoruz.